Kontenjanları Yönetmek…

Geçtiğimiz günlerde 2019 üniversiteye yerleştirme sonuçları açıklandı. YÖK, yerleştirmeden az sonra yayınladığı bültende “YERLEŞTİRME SONUÇLARI SEVİNDİRİCİ: DOLULUK %90’I AŞTI, YENİ SINAV SİSTEMİ DOLULUKLARI ARTIRDI” dedi. Son beş yılın örgün öğretim lisans ve önlisans kontenjan ve boşluk oranı verilerine bir göz atalım:

Gözlemlerim:

  • Lisansta “Diğer Ülke”lerdeki kontenjan zaman içinde yarı yarıa düştüğü halde (binde beşten, binde 2,5’a gerilemiş) doluluk oranları pek değişmemiş. 2019’da lisansta kontenjanı 40’ın üzerinde olup da dolan sadece iki bölüm var: Azerbeycan Tıp ve Türk-Kazak Bilgisayar Mühendisliği. Önlisansta ise diğer ülke kontenjanı yok denecek kadar az. Ülkemizdeki üniversitelerin kontenjanları zaman içinde artırılmış iken (ve doluluk oranları yükselmiş iken) neden hala diğer ülkelerdeki üniversitelere merkezi sistem ile öğrenci yerleştirdiğimizi anlamak güç.
  • KKTC Üniversitelerinin kontenjan payı lisansta %3.3’den %2.3’e gerilemesine rağmen %41 boşluk oluşmuş. Lisansta kontenjanı 40’ın üzerinde olup tam dolan toplam 17 bölüm var; 4’ü Hukuk, 3’er tane de Diş Hekimliği, Psikoloji ve Hemşirelik, 2 tane de İlahiyat bölümü var (bir Eczacılık, bir Veteriner) — yani ülkemizde de popüler olan bölümler. Önlisanstaki pay ise %1’ler seviyesinde ve boşluk oranı da %50 civarında. KKTC Üniversitelerine yerleşen toplam öğrenci sayısı son yılda %21 azalmış ve toplam 14.000’e düşmüş.
  • Toplam kontenjan, 2015 yılında 824.000 iken, sonraki iki yıl boyunca artarak 911,000’e çıkmış. Fakat 2017 yılında 214.000 kontenjan boş kalmış (%23,5), ve sonraki iki yıl kontenjanlar düşürülerek 2015 seviyesine çekilmiş. Lisans-Önlisans kırılımına bakınca resim daha da netleşiyor.
  • Önlisansta kontenjanlar 2015 yılından 2017’ye kadar artırılmış. Fakat 2017’de müthiş bir kontenjan boşluğu yaşanınca (%37), toplam kontenjan 82.000 aşağıya çekilmiş. 2018’de doluluk oranı %90’a yaklaşınca, 2019 için tekrar 22.000 kontenjan eklenmiş. Sonuçta 2019 kontenjanı 2015 kontenjanının 10,000 altında oluşmuş. 2019’da yerleşen sayısı ise 2015’e kıyasla 23.000 azalmış.
  • Lisansta ise kontenjanlar 2015 yılından 2018’e kadar artırılmış. 2018’de doluluk oranı %81’e düşünce kontenjanlar 37.000 kadar aşağıya çekilmiş. (Yani önlisanstaki kontenjan sorunu lisansta bir yıl sonra ortaya çıkmış.) Sonuçta 2019 lisans kontenjanı 2015’e kıyasla 11.000 daha fazla olmakla birlikte, 2019’da yerleşen sayısı 2015’den 8.000 daha az.
  • Anlaşılan kontenjan belirleme algoritması şöyle çalışıyor: Doluluk oranı %85’in üzerinde ise bir önceki senenin kontenjanını biraz (önlisansta %4-%9, lisansta %2-%6 arası) artır. Doluluk oranı %85’in altında düşerse bir önceki senenin kontenjanını bir miktar (önlisansta %15–20 arası, lisansta %5-%10 arası) azalt. Oldukça tipik bir miyopik (sadece bir yıl geriye bakan) bir algoritma. Bu mehter adımları ile 2019’da geldiğimiz nokta 2015’tekinin aynısı!
  • Lisans kontenjanlarında doluluk geçen seneden bu seneye %81’den %91’e çıkmış. Bu artışın iki nedeni var: toplam kontenjan 36.877 azaltılmış ve 14.642 daha fazla öğrenci yerleşmiş. Doluluk oranının 10 puan artmasında aslan payı kontenjanların azaltılmış olması.
  • Son sınıf düzeyinde ÖSYM’ye başvuran (yani liseden yeni mezun) aday sayısı 2015’de 891.000’de iken, 2019’da %10 artış ile 984.000’e çıkmış. Belki de daha önemlisi, 2015’da ÖSYM’ye başvuran aday sayısı 2,217 Milyon iken, 2019’da bu sayı %14 artış ile 2,528 Milyona çıkmış. Yani son 5 yıl içinde lise mezunu sayısı 93.000, başvuran toplam aday sayısı ise 311.000 artmış iken, üniversiteye yerleşen öğrenci sayısı 31.000 azalmış. Bana en ilginç gelen çıkarımlardan birisi bu: daha fazla aday, daha az yerleşen!
  • 2015 yılında yeni mezunlardan 434.000’i lisans veya önlisansa yerleşmiş iken, 2019’da bu sayı (%35 azalarak) 280.000’e düşmüş. Kısmen buna bağlı olarak da, 2015’de önceki yıllarda yerleşmemiş 631,000 aday ÖSYM’ye başvurmuş iken, 2019’da bu sayı (%45 artarak) 917.000’e çıkmış. Daha az yeni mezunun üniversiteye yerleştiğini ve mezuna kalma uygulamasının yaygınlaştığını görüyoruz. Ülkede 1 Milyon öğrencilik bir “mezuna kalma” ekonomisi oluşmuş durumda. Bu konuda geçtiğimiz ay yazdığım bir yazıda, mezuna kalma pratiğine alternatifler önermiştim.
  • Aradıklarını bulamayıp yeniden şansını deneyenlerin sayısı artıyor — ki bu da üniversite sistemimiz için iyi bir haber değil. 2015’de bir programı bitirip de lisans veya önlisansa yerleşen öğrenci sayısı 30.000 iken, 2019’da bu sayı (%57 artarak) 47.000’e çıkmış. Daha önce yerleşmiş olduğu halde yeniden yerleşenlerin 2015’de sayısı 59.000 iken, getirilen tüm yatay geçiş kolaylıklarına rağmen 2019’da (%17 artarak) 69.000’e çıkmış.

Şimdi lisans programlarındaki kontenjanlara bir göz atalım. 2019 yılında örgün öğretimde lisans kontenjanı en yüksek 20 program ve dolulukları aşağıdaki tabloda. Bu 20 program, sistemdeki 444 programın toplam kontenjanının yarısından fazlasını temsil ediyor.

Notlar:

  • Dolulukların bazılarının %100’den yüksek olmasının nedeni, okul birincilerine verilen kontenjanlar.
  • İlahiyat’ın içine İslami İlimler de dahil.
  • Siyaset grubunun içine dahil olan programlar: Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi, Uluslararası İlişkiler, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler, Kamu Yönetimi.
  • İktisat grubuna dahil olan programlar: İktisat, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, Tarım Ekonomisi, Ekonomi, Ekonomi ve Finans, İslam Ekonomisi ve Finans.
  • Endüstri ve Sistem Mühendisliği de Endüstri Mühendisliğine dahil.

Gözlemlerim:

İlahiyat: İlahiyat en yüksek kontenjana sahip olan program olma özelliğini bu yıl da korumuş. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisinin yaptığı Üni-Veri çalışmasına göre İslami Bilimler istihdam oranı %47 ile 70 alan arasında 41. sırada. İşe girenlerin de %57’si eğitim sektöründe çalışıyor. Doygunluğa ulaşmış gibi görünen bu alanın kontenjan ve yerleşme sıralamalarında en tepede olmasının nedeninin İmam Hatip Liselerinden mezunlarının yarattığı talep olduğunu düşünüyorum.

Siyaset: Sıralamada göze çarpan ikinci balon Siyaset balonu. Geçen yıl toplam 30.000’in üzerinde kontenjan ile doluluk oranı sadece %58’de kalan bu grupta, YÖK kontenjanları %27 azalttı. Bu azaltmanın yetersiz olduğunu daha önce yazmıştım. Bu alanda Üni-Veri istatistikleri hiç iç açıcı değil. Son Medium yazımda bu bölümü detaylı incelemiştim.

“Özetle, bu bölüm mezunlarının üçte ikisi 12 ayda iş bulamıyorlar. Bulabilen şanslı üçte birlik kısım ortalama 11 ay iş arıyor ve büyük ölçüde nitelikleri ile uyuşmayan (örneğin lise mezunu olmanın yeterli olduğu) ve eğitimleri ile doğrudan ilgili olmayan işlerde çalışıyorlar. Araştırmaya veya kamuda istihdama yönelik olan bu bölümde kamuda istihdam oranı sadece %12. 100 mezundan iş bulabilen 33 tanesinin 24’ü asgari ücret civarında bir ücreti kabullenmek durumunda kalıyor.”

Bu program grubunda bu seneki 19.000 kontenjanın da çok yüksek olduğunu düşünüyorum — ki Açıköğretim ve Uzaktan Eğitimde bu programlarda 3.000 kontenjan daha var. Kontenjan planlamanın amaçlarından birisi işsiz mezun sayısını en aza indirmek olmalı. Temel fonksiyonu araştırmacı yetiştirmek olan bir alanda kontenjanın çok daha aşağıya çekilmesi ve az sayıda, motive, kalifiye bir öğrenci grubu ile çalışılması gerek.

Hukuk: Hukukta boşluklara ilk defa geçen sene rastlamıştık — vakıf üniversitelerinde hukukta doluluk %92’de kalmıştı. Azalan öğrenci talebinin yanında Hukuk kontenjanlarını düşürmek için geçerli argümanlar öne sürmüştüm: 1) öğretim üyesi yetersizliği, 2) büyük sınıflar nedeniyle çağdışı öğrenim, 3) piyasa talebinde doygunluk. Maalesef YÖK Hukuk kontenjanlarını çok az değiştirdi ve bu sene de Hukuk programlarında boşluklar oluştu. Hukuk programı olan 79 üniversitenin 13’ünde toplam 619 kontenjan boşluğu kaldı. Hukukta talebin gerilediği iki yıldır ortada olduğuna göre, temelde doluluk bazlı kontenjan kararları veren YÖK’ün daha ciddi bir kontenjan azaltmaya gitmesini umuyorum.

İlk 3: Tüm dünya Endüstri 4.0’ı konuşurken, ülkemizde en popüler 3 üniversite programının İlahiyat, Siyaset ve Hukuk olmasını umarım sadece ben çok ilginç bulmuyorum…

İktisat: Bir başka sorunlu program da geçen sene 24.000’e yakın kontenjanın ancak yarısını doldurabilen iktisat. Bu programlarda %40’a yakın bir kontenjan azaltmasına gidilmiş. Fakat boşluklar sürüyor — devlet üniversiteleri dahil. Üni-Veri araştırmasına göre, İktisat %39 istihdam oranı ile 70 program arasında 61., nitelik uyuşmazlığında ise 1.51 ile 64. sırada. Çalışanların dörtte üçü asgari ücret ile 3.000 TL aralığında çalışıyorlar. Yani mezunların çoğu 12 ayda iş bulamıyor, bulabilenlerin çoğu ise lise mezunlarının yapabileceği işleri yaparak düşük gelire ulaşıyorlar. Bu veriler ışığında İktisat kontenjanlarının da radikal olarak azaltılması gerek. Siyaset gibi İktisat da bir bilim ve çok daha az sayıda araştırmacı, motive ve kalifiye öğrenciyi hak ediyor.

İnşaat: En eski mühendislik dalı. İnsanların uzun vadeli düşünmeleri gereken konularda miyopik karar vermelerine güzel bir örnek. Geçmiş yıllarda inşaat sektörü ülke ekonomisinin lokomotifi iken inşaat mühendisliğine talep yüksek idi. Şu anda inşaat sektörü zor durumda olduğundan talep azaldı. Bugün programa başlayan öğrenciler 5 sene sonra mezun olacaklar, fakat kararlar ekonominin bugünkü durumuna göre veriliyor. Sonuç olarak da 133 üniversitenin 102’sinde boşluklar var. Mimarlık programlarındaki durum da benzer. İlk 20’de doluluğu %80’in altında olan iki bölüm inşaat ve mimarlık. Halbuki, bu sene üniversiteye başlayan öğrenciler 5 sene sonra mezun olduğunda inşaat sektörü belki son yıllardaki ihtişamını yakalayamayacak ama ülkede inşaat sürecek. Toplu konut inşaatı yavaşlasa bile, köprü, tünel, yol, baraj vs. inşaatları sürecek. Türk inşaat firmaları sadece ülkemizde değil tüm dünyada inşaat yapmaya devam edecekler. Ayrıca birçok inşaat mühendisi (tüm mühendisler gibi) başka sektörlerde istihdam ediliyor. Kanımca inşaat mühendisliği ve mimarlıktaki kontenjan boşlukları geçici.

Vakıflar: Vakıf üniversitelerinde geçen yıl %73 olan doluluk oranı bu yıl %85’e çıktı. Bu artışı sağlayabilmek için vakıf üniversiteleri bu yıl burs ve indirim oranlarını yükseltmişler. Geçmiş yıllarda pek popüler olmayan %75 indirim kategorisi bu yıl oldukça çok kullanılmış; toplam kontenjanın %23’ü bu kategoride! Benzer bir şekilde %50 indirimli kategorisi de epey kalabalık: toplamın %42’si burada. Buna karşılık toplam kontenjanın sadece %14’ü tam ücretli kategorisinde (onun da yarısı Hukuk, Psikoloji, Tıp, ve Diş Hekimliğinde). Programların neredeyse yarısında tam ücretli kategori hiçbir üniversite tarafından kullanılmamış! 68 vakıf üniversitesinin 45’inin ağırlıklı ortalama burs oranı %50’nin üzerinde. Yani vakıflar adaylardan gelen sinyalleri değerlendirip, ekonomik yavaşlamayı da göz önüne alıp ciddi bir kontenjan çalışması yapmışlar.

Tüm programlarda kontenjan planlamasının ülkenin (ve dünyanın) gelecekteki ihtiyaçlarına ve istihdam beklentilerine göre yapılması gerekirken, benim gözlemim doluluk oranlarına bakarak kontenjan planlaması yapıldığı. Bunu yanlış olduğunu her yazımda belirtiyorum; bir kere daha belirtmekten zarar gelmez diye düşünüyorum. Gelecek sene kontenjanların belirlenmesinde şu 3 faktör göz önünde tutulmalı:

1) Bu seneki doluluk istatistikleri rehavet yaratmamalı ve kontenjan balonu olan bölümlerde kontenjanlar azaltılmalı. Geçen seneki sınav ve sistem değişikliğinin yarattığı balon bu sene temizlendi. Gelecek sene talep bu seneki kadar yüksek olmayabilir.

2) Tüm programlarda (yeni öğrenci)/(öğretim üyesi) oranı en fazla 10 olmalı (ki programın tümündeki oran 40’ı geçmesin). Asgari kadro kısıtlarına uymayan bölümlere kontenjan verilmemeli. Örgün eğitimde bile kontenjanların dolmadığı programlarda ikinci öğretimden çıkılmalı.

3) Üni-Veri sonuçları dikkate alınmalı. İstihdam oranı düşük ve nitelik uyuşmazlığı yüksek bölümlere daha az kontenjan verilmeli. Üni-Veri benzeri bir çalışma da ülkenin önümüzdeki 10 yıldaki işgücü gerekliliği üzerine yapılmalı ve bu çalışma piyasası araştırması kontenjanların belirlenmesinde rol oynamalı.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store